AABK Genel Başkanı Hüseyin Mat´ın Alevilerin Sesi Dergisindeki Röportajı

AABK Genel Başkanı Hüseyin Mat:

“2018 Aleviler açısından pek de kolay geçmeyecek”

Alevilerin yaşam alanları olan köy, mahalle ve evlerinin işaretlenmesi, yeni oluşturulmak istenen çakma Alevi kurumları, sistematik olarak artan asimilasyon politikaları ve Alevilerin ortak bir paydada tam anlamıyla buluşamamaları ortadayken ve özellikle AKM Saray diktatörlüğünün Aleviler üzerinde özel ve kökten bitirme istek ve arzusu da eklenince, Aleviler açısından pek de kolay geçecek bir yıl gözükmüyor 2018.

  • 2017 yılı oldukça hareketli bir yıldı. Geriye dönüp baktığımızda Alevi dünyası nasıl bir yılı geride bıraktı?

Alevi dünyası derken kuşkusuz bunu ikiye, hatta üçe ayırmak gerekiyor. Birincisi Türkiye’deki Alevi dünyası, iki Avrupa’daki Alevi dünyası, üçüncüsü de bu coğrafyanın dışında kalan diğer Aleviler. Tabi biz bu ayrımı Aleviler açısında kazanımlar, kayıplar bağlamında ele alıyoruz. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, Alevi inancına bağlı, Kızılbaş değerlerle biçimlenmiş, Yol’un erbabı; her yerde ve her zaman barışı, kardeşliği, özgürlüğü, eşitliği, adaleti özler, arzular ve bunların gerçekleşmesi için mücadele eder.

Bu bağlamda Avrupa’daki Alevi dünyası, yarattığı kurumlar aracılığı ile hem kendi toplumuna, hem de kendisi dışında birlikte yaşadığı diğer toplumsal kesim ve kurumlarla ilişkilerini daha da derinleştirmekte, geliştirmekte, saygın ve itibarını daha da yükselterek, ciddiye alınan, görüşlerine başvurulan, Avrupa’daki toplumsal yaşamın bir parçası olmayı başarmıştır. Kuşkusuz gelinen noktayla yetinecek değiliz. Bu kurumsal yapının ortaya çıkardığı enerji, elde değerler Alevilerin potansiyel yapısıyla oransal anlamda büyümesi arzumuz. Bu anlamda ki gelişmeler Avrupa’daki Alevilerin gücünü, varlığını pekiştirir, vazgeçilmez bir unsur haline dönüştürür, karar veren, kararlarda etkin olan bir güce dönüşür. Böylesi bir sonucun en büyük faydasında, kuşkusuz Türkiye’deki Alevilerin sorunlarına sahip çıkma, Avrupa’ya taşıma, etkin ve sonuç alıcı çözümler üretmede büyük katkı sunar. O yüzden 2017’yi bitirirken, gelecek yıla yönelik ilk masajımızda Avrupa’daki Alevilerin, Alevi kurumlarının, yöneticilerinin her Alevi’ye ulaşma, örgütlü güce katma görev ve sorumluluğu bilinciyle hareket etmeleri zorunlu bir görev olarak algılamalı, yapılması gerekenleri yerine getirmeleri arzumuzdur.

Özellikle verdiğimiz mücadele sonucunda elde ettiğimiz kazanımlarımızın toplumsal sahiplenmeye dönüşmesi, Alevi dünyasına gelecek yıllarda sunacağımız en değerli kazanımdır. Alevilik Dersleri, Hak Eşitliği Anlaşmaları, Üniversitelerde Kürsüler, Delil Eğitim Akademisi; Cemevi ve üye sayısında yükselen artış, diplomatik çalışmalarda ciddi bir ivme kazanılması geleceğe daha bir umutla bakmamızı sağlıyor. Her zaman ifade ettiğim gibi ancak bu kazanımlar toplumsallaşabilirse, toplumumuz tarafından sahiplenirse, sahip çıkılırsa geleceği olabilir.

Türkiye’de olduğu gibi Avrupa’da bir araya gelen örgütlenen Aleviler üzerinde de AKP Saray diktatörlüğünün ciddi baskı, şantaj ve tehditlerinin yaşandığı bir yılı geride bırakıyoruz. Geçtiğimiz günlerde HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan Avrupa’da yaşayan Türkiyelilerle ilgili „Başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaşayan Türkiyeli Alevi ve Ermeni toplumları temsilcileri ve AKP iktidarında ülkeyi terk etmek zorunda kalmış gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, kanaat önderlerine yönelik eylem hazırlığı içinde olan grupların, ses getirecek bir eylem için harekete geçtiği bilgisi tarafıma ulaştı” dedi.

Buna paralel olarak Alman basınında da özellikle Almanya’da örgütlenen Almanyalı Osmanlılar (Osmanen Germania) grubu, bir suikast biriminin Hamburg şehrinde teshir edilmesi ve bir kişinin tutuklanması, Almanya’da bazı cemevlerimizin duvarlarına yazılan yazılar, pençelerin kırılması gibi yaşanan olaylar Avrupa’da yaşan Aleviler ve diğer muhalif grupların ne gibi tehlikeyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bu korkutma, sindirme, susturma operasyonlarına karşın en güçlü yönümüz örgütümüzdür. Birliğimiz daim, beraberliğimiz güçlü olduğu sürece bu baskı, şantajları ve tehditleri hep birlikte püskürtürüz. Ve hiç bir güç ikrar verdiğimiz yolumuzdan bizi alıkoyamaz. Ecdatlarımız nasıl kendilerine yakışanı tarihin her döneminde yaptıysa, bugün yönetici olan bizlerde aynen ecdatlarımız gibi bize yakışanı gözümüzü kırpmadan yapacağımızdan herkesin emin olmasını özelikle de ifade etmek istiyorum.

Türkiye’deki Alevi dünyasına baktığımızda, öncelikle Hakk’a yürüyen Ali Kızıltuğ, Emre Saltuk gibi değerleri kaybetmenin acısını bütün dünya Alevileri olarak yaşamaktayız. Alevi dünyası için büyük kayıp. Devirleri daim olsun. Bu Yol, Yol olarak kaldıkça bağlama çalan, deyiş söyleyen, isyan türkülerini haykıranlar hep çıkacaktır. Ve bu değerler ektikleri tohumlarda dirilecek, hayat bulacak bizlere öncülük yapmaya devam edeceklerdir. Nasıl ki Pir Sultan, Nesimi, Mahsuni, Emre Saltık’ın, Ali Kızıltuğun’un bağlamasından dile geldilerse.

Ozanlarımızın dilinde, aşkı, sevdayı, barışı, kardeşliği, özgürlüğü hiç kimse almadı. Onların telinde zalime, zulme isyan hep vardı. Kulluk, itaat yoktu. İşte bu geleneğin mayasında, ruhunda Alevilik, Kızılbaşlık vardı. Bu duruş, bu bakış, bu hayatı yorumlama biçimi egemenler tarafından hep tehdit ve tehlike olarak görüldüğü için, Alevilerin katliamına fermanlar yazıldı, kıyımlar, zulümler birbirini aratırcasına şekil ve biçim değiştirerek günümüze kadar geldi. Bugün Türkiye’deki Alevi dünyasının esaret altında olduğunu, her an katliama uğrama riskini taşıdığını düşünmekteyiz. Bunun tersiyle ilgili tek bir işaret görmememiz haklılığımız göstermektedir. Kuşkusuz esaret altında olan sadece Aleviler değil. AKP dışındaki bütün kesimler baskı altındadır. Hiç biri özgür değildir. Tabi ki esarete rağmen bir direniş, bir itirazda var, var olmakta zorunda.

Bu anlamda oradaki canlarımızın, kurumlarımızın mücadelesini taktir ediyor ve destekliyoruz. Ancak tehlikelere işaret etmek, gerekli önlemleri almak için AKP devletinin siyasetini iyi anlamak ve analiz etmek gerekiyor. Görebildiğimiz kadarıyla şu andaki hesap Alevi kurumlarına, Cemevlerine göz yumarken özellikle diyanet ve benzeri kurumlar aracılığı ile satın aldığı bazı kişiler aracılığı ile Aleviliğin içini boşaltmak, değer ve algısını bozarak hiçleştirip yok etmek. Yani zamana yayılmış ciddi ve kirli bir asimilasyon siyaseti. Tabi diğer yandan şantaj, tehdit, işsiz bırakma gibi iğrenç yöntemlerle toplumu korkutup, itirazın sesini kısarak sonuç almak istiyor. Alevilerin bu anlamda uyanık ve duyarlı olmaları, bir yandan inancın içinin boşaltmasına karşı dururken, diğer yandan bu diktatörlüğün sonlanması için ciddi bir siyası duruş göstermeleri, bu anlamda bütün demokratik güçlerle ittifakını geliştirmeleri zorunludur. Üniversiteleri suskun, aydınları, yazarları hapiste, itiraz edeninin işini hatta ekmeğini kaybettiği, yargının dibe vurduğu, siyaset kurumunun işlevsizleştiği, her şeyin ama her şeyin kararının bir kişinin iki dudağı arasında olduğu bir ülke gerçekliği. Üzücü, 21.yüzyılda utandırıcı bir durum ama gerçek bu.

Her geçen gün ülkemizde süreç daha kötüleşirken, iktidar olan AKP-Saray diktatörlüğü tam anlamıyla ateşle oynamaya ısrarla devam ediyor. Son çıkan KHK kararları ile iç savaş bağıra bağıra geliyor. „Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.“ kararı tam anlamıyla iç savaş hazırlığıdır. Yaşanan bu sürece paralel olarak son yıllarda ruhsatlı olsun olmasın silah satışlarındaki artış tehlikenin boyutunu ortay koyuyor. AKM Saray diktatörlüğü tarafından oluşturulan sivil milislerin sanal dünyada yaptıkları açıklamalar, yarın ne ile karşı karşıya gelebileceğimizi gözler önüne seriyor. Bu süreç ülkemiz açısından çok tehlikeli ve kaygı vericidir. Bu bağlamda yaşanabilecek her olumsuzluğun sorumlusu AKP-Saray diktatörlüğüdür. Savaş isteyenlere inat barışı savunan herkesin, her toplumsal dinamiğin ve her kurum ve kurulusun yan yana gelmekten başka bir yolu kalmamıştır.

Tüm bu yaşanan olumsuzluklara rağmen Kuzey Amerika Aleviler Birliği’nin kurulması bir nebze olsun nefes almamız açısından önemli ve çok değerli buluyorum. Kuzey Amerika’da Alevilerin birliğini kuran ve geleceğe yönelik umutlarımızı yeşerten tüm canları yürekten kutluyor ve başarılar diliyorum.

  • 2017 yılı içerisindeki önemli gelişmelerden biri de hiç şüphesiz Delil Eğitim Akademisi’nin kurulması oldu. 2018 yılı içerisinde bu alanla ilgili ne tür çalışmalar planlanıyor?

Bir kurum, bir örgüt sadece itiraz kültürüyle, tepkisel reflekslerle yarınlarını şekillendiremez. Günün ihtiyaçlarına cevap verebilir belki ama geleceğini de riske atar. Bu nedenle bir kurum geleceği acısından yarınlarda da varlığını sürdürmek istiyorsa ve amaçları doğrultusunda çalışma ve faaliyetlerini sürdürecekse, kurumsallaşmak ve bilim-eğitime en yüksek düzeyde yatırım yapmak zorundadır.  Bu perspektiften yolla çıkarak çalışmalarımızı yoğunlaştırdık.

Alevilerin en büyük sorunu kendi coğrafyalarında bir birlerinden habersiz, bilgisiz yaşadılar. Herkes yaşadığı bölgeye bakarak Aleviliği anlamaya, yaşamaya çalıştı. Bu gerçekten yola çıkarak herkes kendi bölgesinde yaşadığı gerçekleri, diğer bölgelerde yaşayanlara dayatır oldular ve “biz doğrusunu yapıyorduk demeye başladılar.” Bu çatışmaları önlemek Alevi hareketlerinin birinci görevi olmalı. Aksi takdirde ciddi bir iç çatışmaya doğru sürüklenir ki, bu gibi sorunlar Alevilerin hak ve yaşam mücadelesine ciddi zarar verebilir. Ayrıca Aleviler teolojik, ideolojik, kültürel, hukuksal ve akademik çok yönlü halen kuşatma altındadır. Alevileri kuşatan gerici, mezhepçi ve ideolojik tüm düşünsel tahribatlara karşı akademik ve bilimsel düzeydeki yaklaşımlarla karşı durmak, kaçınılmaz bir sorumluluktur. Bu perspektiften yola çıkarak yaklaşık dört yıl önce başlattığımız, özelikle son iki yıl gösterdiğimiz yoğun çabalarımız sonucunda Delil Eğitim Akademisi 1 Aralık 2017 tarihinde Duisburg-Essen Üniversitesinde resmi açılış resepsiyonunu yaparak bilim dünyasına merhaba dedi.

Alevilerin yazılı kaynaklarının gerektiği kadar fazla olmaması, inanç ve öğretinin daha çok pirler, âşıklar, şairler gibi taşıyıcı unsurlar üzerinden gerçekleştirildi. Fakat her sözlü aktarım, kendi içinde yeniden yorumlama ve eklemelere maruz kaldığı için, özgün ana fikirler üzerinden kimi zaman ciddi tahribatlar oldu. Zaman içerisinde bilgi aktarım yollarındaki güçlükler göz önünde bulundurulduğunda ciddi bilgi eksikliklerine ya da yanlış bilgiye yönelme tehlikesini doğurmuştur. Bu nedenle mevcut yazılı kaynakların derlenip toplanması ve uzmanlarınca gözden geçirilmesi zaruridir. Yaşayan canlı tanıkların ve yaşayan sözlü kaynakların derlenip, toparlanıp yazılı hale geçirilmesi ve Alevi dünyasına kazandırılması sorunu var. Ve biz bu eksikliği ivedikle gidermek istiyoruz.

  • Uzun bir süredir kurulması için çaba harcanan kurumlardan biri de Avrupa İnanç Kurulu. 2018 yılı içerisinde bu konuda kalıcı bir adım atılacak mı?

Yaklaşık 30 yıllık Avrupa Alevi Hareketi kendi bünyesinde, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Avrupa Alevi Gençler Birliği gibi kurumlarını kurmuş ve kurumsallaşma konusunda ciddi adımlar atmıştır. Ancak Avrupa düzeyinde bir inanç kurulunun olmaması da büyük bir eksiklik olduğunu kabul etmek ve bu doğrultuda bu eksikliğin biran önce giderilmesi konusunda çalışmaların sonuçlandırılması zaruri bir görev ve sorumluluktur. Bir inanç toplumu olarak, inanç kurulunun bir an önce kurulması konusunda uzun süren çalışma ve hazırlıkların sonucunda 2018 yılının başlarında, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuzun bünyesinde inanç kurulu kurultayı yaparak süreci tamamlamak istiyoruz. Çünkü Almanya dışında, Avrupa’daki diğer Alevi kurumlarıyla birlikte çalışmak, inançsal anlamda ortak noktaları ortaya çıkarmak, inançsal anlamda Alevilerin ihtiyaçlarına cevap olmak için gerekli ve zorunlu olan bu çalışma, ayrıca ülkeler arasında var olan ya da var olacak inançsal sorunların aşılmasına da ciddi katkı sunacaktır. Avrupa düzeyinde inanç kurulunun oluşturulması, inançsal anlamda verilecek hizmetlerin ortaklaştırılması, Avrupa Alevi Hareketine daha büyük bir sinerji ve güç katacaktır.

  • Son dönemlerde Avrupa’daki siyasetçilerde Siyasal İslam’a karşı oluşan eleştiri dilini nasıl okuyorsunuz? Sizce Avrupalı siyasetçiler bu konudaki tehlikenin farkına vardılar mı?

Tehlikenin farkına vardılar mı derken, farkında değillerdi sonucu çıkar. Doğru değil. Siyasi İslam’ın ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Aslında Siyasi İslam diye ortaya çıkan olgu, biraz deşildiğinde, Avrupa’nın, ABD ve İngiltere’nin sola karşı İslami ülkelerde bir bariyer oluşturma çabasıdır. ABD burada başrol oynasa da Avrupa bu oyunda saf dışı değildir. Kuşkusuz bu İslam dünyasında isyanların, itirazların olmadığı anlamına gelmez. Tam tersi oluk oluk kan akmış her dönemde. Ama hepsi iktidar olma, güç olma, daha fazla zengin olma çabası olarak karşımıza çıkar. 2 Milyara varan İslam ümmeti, 50’den fazla İslam ülkesine bakın, demokrasi, insan hakları, özgürlük, adalet, kadın, çocuk hakları vs. nerde hangisinde var? Peki, sormaz mı aklı başında olan niye diye? Kendi ülkelerinde haksızlık, yolsuzluk, hırsızlık, ahlaksızlık, zülüm olduğunda niye itiraz etmiyor, edemiyorlar? Bu aslında din iksiriyle zehirlenen kitlelerin ne kadar basit bir şekilde kullanılacağının, yönetileceğinin en bariz örneğidir. İşte batı bunu biliyor ve çıkarı gereği bunu kullanıyor. Yani Siyasi İslam’ın ideolojisi onları rahatsız etmedi, sadece bize, içimize bunu bulaştırmayın kaygısı, korkusu var. Bütün İslam ülkelerine bakın, hangi Avrupa ülkesi, ABD’nin bunlarla ilişkisi sıfır. Hepsiyle ticari, siyasi ilişkiler var. Ama hepsinde de aslında zülüm var. Nasıl oluyor bu? Küba’ya yıllarca ambargo uygulayan, Arabistan, Katar, Mısır iyi dost. Buna kargalar güler. Meselenin özü Avrupa özelinde baktığımızda ikiyüzlü siyaset yürüttüklerini görmekteyiz. Tamamen ticari ve çıkarsa yaklaşımlar. Biz gerekli uyarılarımızı yapmaktayız. Bu ikiyüzlü siyaset kazandırmaz. Dünya küçüldü, her türlü teknik ve iletişim imkânları yeni fırsatlar ortaya çıkardı. Bunu herkes işine, çıkarına kullanır. Siyasi İslamcıları desteklemekle belki bu günü kurtarabilirler ama yarınlar başlarına bela olur. İslam reformu yaşamadan, aklı, bilimi esas alan ilahiyatçılar ciddiye alınmadan, cemaatlerin toplum üzerindeki etkinliği kırılmadan bunlara güvenmek, iktidara getirmek, ya da önünü açmak çare değil. Aslında Tayyip Erdoğan’a bakmak yeterli. Avrupa’nın desteklediği, güvendiği hatta Türkiye’nin sosyal demokrat lideri diye övdüğü Tayyip Erdoğan. Ne görüyorsunuz. Bu İslam’da çıkacak lider ancak böyle olur, başka Bir şey beklemek hayaldir diyoruz. Avrupa’nın bunu görmesi, anlaması, buna göre ciddi ve tutarlı tavır almasını bekliyoruz. Tamamen ekonomik, çıkarsal yaklaşımlar doğru ve ahlaki değil, Avrupa değerlerine de uymaz. Biz insan haklarını öne çıkaran, demokratik değerlerle konuşan, karar veren Avrupa istiyoruz. Avrupa’nın kendi değerlerine ters Siyasi İslamcılarla ilişkisini etik bulmayız. Bu ilişkinin Avrupa’ya yansımasında ne yazık ki siyasi olmakta. Neticede Avrupa’daki ırkçı ve milliyetçi partilerin güç kazanması bu yanlış siyasetin sonucudur aslında. Biz Avrupa’da yaptığımız çalışmalarda özelikle bu konuları işledik. Anlatmaya çalıştık. Dün bizi ciddiye almayan Avrupalılar bugün haklı çıkmamız ve kendi halkları tarafından yükselen itiraza da karşı duramamaları karşısında, birazcık pozitif yönde gelişme gösterseler de yeterli, samimi ve inandırıcılığı yüksek ve yeterli değil.

  • Avrupalı politikacılardaki bu siyasi dönüşümün, Avrupa’daki Alevi hareketinin siyaset alanındaki manevra kabiliyetini arttıracağını düşünüyor musun?

Biz soruna evrensel ve bilimsel bakmak zorundayız. Şunu açık söylüyoruz. Avrupa’nın bu güne kadar ki tutumu fırsatçı, pragmatik. Bu kazandırmaz. Elbette ki ilişkiler olmalı ama bu gerçekçi, dürüst ve samimi olmalı, gelecekte kan akmaması, acıların yaşanmaması için doğru olan yöntemin devreye konması gerekir. Haklıyız söylediklerimizde. Ve bugün anlamasalar da bizleri mutlaka anlayacaklardır. Bu anlamda bizim siyasete bakışımız, siyasetten beklentilerimiz güne, adama, ülkeye göre değişmez. Dürüst, özgürlüklerden, insan haklarından, demokrasiden, laiklikten yana, aklı, bilimi esas alan siyaset. Paylaşımda adaletin hâkim olmasını istiyor, talep ediyoruz. Bugün insanlık bunlardan uzak olsa da, yarının insanı bunları yaratmak zorundadır. O yüzden Avrupa’daki siyaset bunları içselleştirse de, dışlasa da bizim siyasetimiz bu eksendedir. İnsanidir, çevrecidir, paylaşımcıdır, barışçıdır. Bu siyasetin önünde Avrupa duramaz. Durursa kendi değerlerine ihanet eder. İşte bizim güç kaynağımız bu. Avrupa kendi değerlerine uymak bunun gereklerini yerine getirmek zorundadır. Asıl sorun ilk başta söylediğim gibi Avrupa’da yaşayan yüzbinlerce Alevinin bir güç olarak ortaya çıkması. Bunu başarırsak çok şey başarmış oluruz. Yani Alevilerin bu anlamda siyaset yapmalarının önünde engel yoktur. Yeter ki Aleviler bunu anlasın, buna göre örgütlensinler.

  • Türkiye her geçen yıl Avrupa Birliği’nden uzaklaşan bir çizgi izliyor. Sizce 2018 yılında bu ayrışma artacak mı? Bu alanda ne tür değişimler bekliyorsunuz?

“Görünen köy kılavuz” istemez derler. Bu çok net. Tayyip Erdoğan’ın derdi Türkiye’de hep iktidarda olmak. Bu tek şansı. Gittiğinde kendisi için her şey biter. Biliyor, ona göre adımlarını atıyor. Şu anda Türkiye’de Kürt düşmanlığı üzerinden, ulusalcıları, bazı Kemalist paşaları, milliyetçileri, din ekseninde de cemaatleri arkasına almış, devletin bütün imkânlarını kullanarak iktidarda kalma çabası. Rusya, İran gibi ülkelerle ittifak ona uyar. Yoksa Tayyip Erdoğan’da bilir ki; Türkiye bu haliyle Avrupa’nın kapısından geçemez. Peki, ne yapmak istiyor Tayyip Erdoğan? Avrupa’yla ilişkileri koparmak istiyor. Ama nasıl? Bunun faturası ağır olacak bu ağır fatura kaybettirebilir. Bunu göze alamıyor. Zamana yayıyor, Avrupa’ya blöf yapıyor. Beni ya böyle kabul edersiniz ya da… Avrupa bunu yutar mı göreceğiz. Yani Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde olumlu gelişme mevcut koşullar değerlendirildiğinde uzak ihtimal. Ancak dediğim gibi Avrupa Tayyip’i bu haliyle tolere ederse bazı kısmi adımlar atılabilinir.

  • Türkiye’de Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL uygulaması devam ediyor. Başkanlık seçimlerine kadar da bu durumun devam edeceği yönünde bir görüş var. Siz bu alanda herhangi bir düzelme bekliyor musunuz?

Bu konuda iyi yönde gelişme bekleme yerine, daha da olumsuz gelişmelerin olacağını düşünmekteyiz. Tekrar ediyorum. Tayyip kazanmak zorunda. Başka yolu yok. Bunun için her şeyi yapar. Biliyoruz, sürekli anket yaptırıyor. Anketlerin sonuçlarına göre seçim sistemi, seçimin yapılışı üzerinde çalışmalar yürüttüğünü, nasıl kazanabiliriz diye çalışma içinde olduklarını düşünüyorum. Eğer mevcut yasalarda buna uygun kılıf bulunmazsa yasal değişiklik yaparlar. Yani boş durduklarını zannetmiyorum. Hile hurda ve buna uygun yasal kılıf bulma çabaları olacaktır. Ancak bütün bunlara rağmen gidişat ters tepebilir. Bunun işaretlerini görmek mümkün. Toplum bu sefer referandum sonuçlarında ortaya çıkan tepkinin dışında bir tepki gösterebilir. Yani işi zor Tayyip’in. O da biliyor. Ve bir türlü seçim kararı veremiyor. Ama zaman uzadıkça bu aleyhine olacağı için 2018’de seçimin olma ihtimali çok yüksek görünüyor.

  • Modern dünyada medya toplumların vazgeçilmez bir güç unsuru. Alevi medyası ile ilgili genel değerlendirmeleriniz nedir? Yeni dönemde gündeminizde bu alanla ilgili ne tür çalışmalar var?

Günümüzün vazgeçilmez, en etkili aracı, bunu en iyi şekilde kullanmak, bu imkânları büyütmek, yararlanmak zorunlu. Bir YOL TV’miz vardı. Tayyip buna tahammül edemedi. Türksat’tan çıkartı. Yol TV’ye sahip çıkmak, açmak, etkin hale getirmek zorundayız. Bu yönlü hukuki çalışmalar hem Türkiye’de, hem de Avrupa’da sürmektedir. Yine Alevilerin Sesi Dergisi 1994 yılından beri sürekli yayın yapmakta. İnternet sayfaları (Cemevlerin) vs. bunları daha kaliteli, verimli hale dönüştürmek, bu yönlü çalışmalara gençleri özendirip çalışmalarını sağlamak gerekli. İletişim açısından bakıldığında hangi olanak varsa sonuna kadar kullanmak zorundayız.

  • Birazda Almanya’yı konuşalım. 24 Eylül 2017 tarihinde yapılan genel seçimlerden bu yana henüz bir hükümet kurulamadı. 2018 Almanya için siyasi kriz yılı olabilir mi?

Siyasi kiriz beklemiyorum. Sonunda bir hükümet kurulur. Kurulmazsa da yeniden seçimler olur. Ama bu siyasi kiriz çıkacağı anlamına gelmez. Türkiye gibi ülkelerde iktidar olmak demek devlet olmak demektir. İş, ekmek, makam, itibar, terfi demektir. Almanya’da seçim olduğunda bir müdür, müsteşar, komiser vs, şu parti gelirse ben sürülürüm, ya da işimi kaybederim korkusu yaşamaz. Bu yüzden siyasi rekabet daha seviyelidir. Bizdeki ise kan davası gibidir. Ancak şunu ilave etmek gerekir. Özellikle AfD partisinin yüksek oranda oy alması düşündürücü ve kaygı vericidir. Bu konuda yukarda belirttiğimiz hususlarda ne kadar haklı olduğumuz net anlaşılmaktadır.

  • 2018’de Alevi hareketini nasıl bir yıl bekliyor?

Alevilerin yaşam alanları olan köy, mahalle ve evlerinin işaretlenmesi, yeni oluşturulmak istenen çakma Alevi kurumları, sistematik olarak artan asimilasyon politikaları ve Alevilerin ortak bir paydada tam anlamıyla buluşamamaları ortadayken ve özellikle AKM Saray diktatörlüğünün Aleviler üzerinde özel ve kökten bitirme istek ve arzusu da eklenince, Aleviler açısından pek de kolay geçecek bir yıl gözükmüyor 2018.

Ama şunu çok net söylemeliyim. Aleviler Aleviliği öğrenir, bu anlamda bilinçlenir ve bunu pratik yaşamların adapte ederlerse sonuca giderler. Bu anlamda örgütlenmek, kurumsal ilişkiler aracılığı ile Aleviliği anlatmak gerekiyor. Günümüz insanın manevi dünyasına, gündelik yaşamına, insan, doğa ilişkisine değer veren ve bu anlamda insani özgürleştiren bir inanç. Yetmiş iki millete aynı nazarda bakan, din, dil, ırk ayrımı yapmayan bir inanç düşünün, diğer yandan dünyaya bakın, Afrika’da ölen açlar, din adına patlatılan bombalarla, sıkılan kurşunlarla ölen insanlar, köleleştirilen kadınlar, kin, nefret, başkasını imha ederek hayatta kalma düşüncesi. Belki bunu söylemem abartı gelebilir. Ama günümüz dünyasına baktığımızda doğru olduğu görülecektir. Alevilik bu günün inancı ama aslında yarının inancıdır. Yarını olan, geleceği olan bir inanç. Aleviler bunu bilsin, bilince çıkarsın bu kazanımlarını artırır, olumsuzlukları giderir, biraz daha fazla zafere yaklaştırır.

  • Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

2018 yılı barışın, sevginin ve dostluğun yılı olması dileğiyle, AKM-Cemevlerimizin, üyelerimizin, canlarımızın ve dostlarımızın yeni yılını en içten dileklerimle kutluyor, başta sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum. Hak ve Hakikat masum ve mazlumların yanında, Bozatlı Hızır her daim ve her yerde yanımızda olsun.