Delil Eğitim Akademisinin Birinci Sempozyum – Sonuç Bildirgesi

Hiçbir inanç sosyal yaşama aktif olarak dâhil olduğu ilk günkü gibi kalmaz. Her inanç sistemi uzun yüzyıllara yayılan bir evrimle değişerek, yenilenerek ve mevcut şartlara kendini uydurarak gelişir. Bunun en güzel örneğini Alevilik teşkil eder. Bundan 100 yıl, hatta 50 yıl öncesine kadar o günün şartları dahilinde ihtiyaç duyulmayan yapılanmalar ve kurumlar günümüz Aleviliği için artık vazgeçilmezdir. Hatta Aleviliğin devam ettirilmesi için zaruridir.

Bir zamanlar Alevi öğretisinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan ve böylece bu öğretinin günümüze kadar gelmesini mümkün kılan mekanizmalar, şehirleşmeyle, iç ve dış göçle, yani klasik Alevi inanç yapısının demografik, coğrafik ve sosyal katmanlarının değişmesiyle eski işlevlerini göremez hale gelmişlerdir.

İşte bu yeni olgu karşısında Alevi örgütlenmeleri, öğretilerinin hem çağın gereklerine uygun yeni teknik ve mekanizmalarla aktarılmasını sağlamak ve hem de Alevi toplumunda inanç alanında oluşan yeni sorunlara makul çözümler üretmek ve var olan sorulara da doyurucu yanıtlar verebilmek için çeşitli çabaların içine girmişlerdir.

İki gündür açılış sempozyumuna katıldığımız Delil Eğitim Akademisi böyle bir zaruriyetin ürünüdür. Sempozyum boyunca sunulan bildirilerde beyan edilen fikirler, sorulan sorular, yapılan öneriler, bilimsel kurumlaşmanın Aleviler için ne kadar elzem bir konu olduğunu bir kez daha açık bir şekilde gözler önüne sermiştir. Akademik araştırmalar tabii ki her inanç için gereklidir, fakat bu gereklilik Aleviler için hayati önemdedir. Ҫünkü bugüne kadar Alevilerin kendi müesseselerini kurup kendi tarihlerini kendileri yazmalarına müsaade edilmemiştir. Alevilerin tarihi kısa bir süre öncesine kadar hep başkalarının objesi olmuştur. Bilimsel etik ve objektiflik muhafaza edildiği sürece buna kimsenin tabii ki bir itirazı olamaz. Çünkü bilim evrenseldir ve etnik ve dini grupların dar sınırlarına sıkıştırılamaz. Fakat görünen odur ki; Alevilerin tarihine yaklaşımda maalesef çoğu zaman bu bilimsel tarafsızlığa riayet edilmemiştir. PD Hüseyin Ağuiçenoğlu, Dr. Markus Dreßler, Yrd. Doç. Dr. Besim Can Zırh ve Dr. Ali Murat İrat’ın tarihe yönelik sunumları bunu bize açık bir şekilde bir kez daha gösterdi. Prof. Dr. Thorsten Knauth, Prof. Dr. Schart’ın yönettiği oturumlarda, AABF Eğitim Sorumlusu Yılmaz Kahraman ve Dr. Kemal Bozay’ın yaptıkları yorumlar ile ortaya çıkan bildirilerde altı çizildiği gibi taraflı yaklaşımlar hiçbir zaman Aleviliğin kendine özgün bir kimliğe sahip olduğu varsayımından yola çıkmamışlardır. Onlar için Alevilik hep ya bir şeylerin bozulmuş şeklidir, ya da asıl olan başka unsurları tamlayan bir yan öğedir, ama hiçbir zaman kendisi değildir. İşte burada Alevileri kendi özgünlüğü içinde gören ve değerlendiren yeni bir tarih okumasına ihtiyaç duyulmaktadır ki bu da kuşkusuz kurulmakta olan Delil Eğitim Akademisi‘nin en önemli çalışma alanlarından birini teşkil edecektir.

Tabii ki yeni kurulan Delil Eğitim Akademisi‘nin, Alevilerle ilgili akademik faaliyetlerin tümünün içinde yer alması ya da Alevilere yol göstermek gibi bir misyonu olamaz ve olmayacaktır. Delil Eğitim Akademisi kendisini daha çok Alevilik alanında yapılan bilimsel araştırmalara gerektiğinde çeşitli şekillerde destek sunan, onlar arasında bir iletişim ağının oluşmasına çaba sarf eden bir platform olarak görmektedir. Bu enstitü aynı zamanda Alevi örgütlenmesiyle yani tabanla akademik dünya arasında köprü vazifesi de görecektir.

Böyle bir rolün ne kadar önemli olduğunu dünkü konuşmasında Hüseyin Mat yeterince vurguladı. Bunu ayrıca on yıldan fazla bir zamandan beri Almanya’da resmi okullarda verilen Alevilik dersleri konusunda görmekteyiz. Prof. Dr. Weiße sunumunda din derslerinin Almanya’da son dönemlerde giderek nasıl önem kazandığını ve gündem oluşturduğunun altını çizdi. İsmail Kaplan da bu gelişmenin Alevi cephesindeki yansımasını, Alman okullarında okutulan Alevilik derslerinin tarihçesine, organizasyonuna ve aktüel sorunlarına değinerek etraflıca aktardı bize. Bilindiği gibi Almanya’daki Alevilik dersleri dünyada daha önce eşi emsali olmayan bir ilki teşkil eder. Örnek alınacak herhangi bir modelin olmayışı büyük sorunlar doğurduğu gibi organizatörlerden aynı zamanda büyük fedakârlıklar da istemektedir. Bu süreçte karşılaşılan zorlukların başında öncelikle ders müfredatının oluşturulması ve dersi verecek öğretmenin yetiştirilmesi gelmektedir. Prof. Handan Aksünger ve Melek Yıldız sunumlarında Hamburg ve Weingarten örneklerinde Alevilik dersleri öğretmenlerinin yetiştirilmesi sürecini kapsamlı bir şekilde tanıttılar bize. Resmi bir inanç grubu olarak tanınan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Alevilik dersleri gibi bu önemli adımın atılmasında çok önemli bir görev üstlendi. Yeni kurulan akademiyle birlikte bu alandaki çalışmalar kuşkusuz daha da yetkinleşecek ve arzu edilen seviyeye ulaşacaktır. Resmi okullarda Alevilik derslerinin verilmesi diğer Avrupa ükelerinde da Alevilerin büyük bir kazanımı olarak karşımıza çıkmaktadır. Dr. Celia Jenkins ve Dr. Ümit Çetin İngiltere örneğine değindiler. Bu farklı deneyimler birbirinden beslenerek daha da gelişeceğinden kuşku yoktur. Tabii ki tüm Alevilerin arzusu odur ki; bir gün Türkiye’deki okullarda  benzer dersler verilebilsin. Turan Eser bildirisinde bu konudaki aktüel gelişmeleri irdeledi.

Delil Eğitim Akademisi’nin önemli önceliklerinden biri de Almanya’da yani göç koşullarında kurulduğu için buradaki Alman toplumu ve diğer dini gruplarla uyumlu bir diyaloğun gelişmişine mümkün mertebe katkı sunmaktır. Bu sempozyumun Protestan teolojisiyle birlikte ve Katolik teolojisinin desteğiyle organize edilmesi çok isabetli bir adım olmuştur. Dr. Neu ve Dr. Güzelmansur sunumlarında Protestan ve Katolik perspektiflerinden diyalogun önemine değindiler. Mustafa Şen ise; Türkiye boyutunu gündeme taşıdı.

Delil Eğitim Akademisi aynı zamanda Aleviler arasında kimlikle ilgili yaşanan yoğun tartışmaların da bir ürünüdür. Bu akademinin bu bağlamda Aleviliğin farklı seslerine ve renklerine yer vereceğinden hiç kuşku yoktur. Çünkü „Yol Bir Sürek Bin Bir“ şiarı yüzyıllardan beri Alevilerin en büyük yol göstericisi olmuştur. Farklılık Alevilik için bir sorun olarak değil, bilakis bir zenginlik olarak görülmelidir. Aleviliğe yaklaşımların ne kadar çeşitli ve renkli olabileceğini Dr. Gebauer sunumuyla gösterdi bize.

Aleviler her düşünceye azami saygıyı göstermekle birlikte, haksızlığa ve eşitsizliğe karşı seslerini yükseltmeyi de öğretilerinden kaynaklı etik bir davranış olarak görürler. Prof. Dr. Bedriye Poyraz, „Alevilikte Kadın Sorunu“ konulu bildirisinde, başka bazı inanç sistemleriyle karşılaştırıldığında Alevi kadınların gerçi daha iyi bir konumda olduklarını fakat henüz gereken ve arzulanan eşit muameleyi de göremediklerinin altını çizdi. Delil Eğitim Akademisi yöneticilerinin bu tespiti olumlu bir eleştiri olarak değerlendirilip faaliyetlerinde kadın sorununa özellikle eğileceklerini umut ediyoruz.

Görüldüğü gibi yeni kurulan akademinin yolu uzun ama bir o kadar da renkli. Bu bağlamda son söz olarak akademik faaliyetlere katkıda bulunacak olan tüm arkadaşlara Hakk yardımcı, Hızır yoldaş olsun diyor, başarılar diliyoruz.

Kamoyuna saygı ile duyurulur
Delil Eğitim Akademisi